Salih amelle ilgili hadisi şerifler

عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ؛ قَالَ: خَطَبَنَا رَسُولُ للَّهِ صَلَّي اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: ياَ أَيُّهاَ النَّاسُ! تُوبُو إِلَى اللَّه قَبْلَ أنْ تَمُوتُوا. وَباَدِرُوا بِاَعْماَلِ الصاَّلِحَةِ قَبْلَ أنْ تُشْغَلُوا.

Hz. Cabir bin Abdullah radıyallahu anh anlatıyor: Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) bize hitap etti ve dedi ki: "Ey insan­lar! Ölmezden önce Allah'a tevbe edin. (Musibet hastalık, yaşlılık gibi) ağır meşguliyetlere düşmezden önce salih ameller işlemede acele edin.”1

Allah celle celâlühu buyuruyor:

وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّن۪ى مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

“(İnsanları) Allah'a dâvet eden, salih amel işleyen ve “Ben müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?”2

 

Evliyaullah şöyle buyurmuştur: “Yapılan amelin salih amel (Al­lah'ın kabul ettiği amel) olabilmesi için şeriatın beş rüknünü taşıması lâzımdır: İman, İlim, ihlâs, amel ve cihad.”

Bu beş rükünden herhangi biri tahakkuk etmeyip, noksan kaldığı müddetçe şeriat tahakkuk etmez, meydana gelmez. Ne zaman bu beş rükün tamamlanıp şeriat tahakkuk ederse o dünya ve ahiret saadet­lerinin fevkinde olan Allah Sübhanehû ve Teâlâ Hazretlerinin rızası, Rıdvan-ı Ekber’de tahakkuk eder. Allah Teala müteşerri kulundan râzı olur. İslâm, dünya ve ahiret saâdetlerini tekeffül edicidir. Şeriat tahakkuk ettikten sonra İslâm’ın ötesinde hiçbir şeye ihtiyaç kalmaz.

İLİM

İlim bizâtihî hâdi değildir. Vahyin irşâdına muhtaçtır. Hakkın tevfiki ile ilim ya vehbî, ya da kesbî olur. Vehbî olan nâdirdir. Kesbî olan çoktur. O da niyet, azim, çalışmak ve hizmetle elde edilir. Bunda da usul lâzımdır. En güzel usul de ihlâs ve istikametten ayrılmamak­tır.

İlim kelimesi müteaddi bir kökten gelmektedir. Müteaddi olan bir fiil mef’ulünü almadıkça lafız yönünden kelâm olsa bile mânâ cihe­tinden kemâl olamaz. Yani ilim sahibinin bilgisi kendi şahsında kal­dıkça laf ebeliğinden başka bir işe yaramaz. Âlim, ilmini başkalarının gönüllerine aktarmadıkça eneyi silip inna demedikçe kemâl derece­sinde âlim olamaz.

 

 

HİKMET

 

Kur’an ve Sünnete uygun yapılan işler hikmetli olur. Hikmet adl, ilim, hilim ve nübüvvete işaret ettiği gibi ilim ve akılda hakka isabet mânâları kazanır, aklın vasattan ayrılmamak şartı ile itidal üzere bulunuşuna; ilmin, amel ile birlikte olmasına da hikmet denilir. Tari­kat ilimleri de hikmettendir.

Hikmetin zıddı cehil; hikmetin azlığı da ahmaklıktır.

Sözlerde doğru ile yalanı, inançlarda hak ile bâtılı, işlerde güzel ile çirkini ayırt edebilmek ancak ilimle mümkündür.

Peygamberimiz: “İlim öğrenmek her müslüman erkek ve kadına farzdır.” buyurmuştur. 3

 

İHLAS

 

Ârifler der ki: İhlas, kulun amelini Allah için yapması ve onun emirlerine razı olup livechillah Hakk'a teslimiyettir. Yine şöyle de­mek de sahih olur dediler: “İhlâs bütün mahlûkatı gözden geçirip, mülahaza etmekten sakınıp, ameli Allah için yapmaktır.”

Allah celle celâlühü buyuruyor:

قُلْ اِنّ۪ى اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّ۪ينَ

“De ki: Dinde ihlâslı olarak Allah’a ibadet etmem bana emrolundu.”4

 

Ebu Aliyyü’l-Dakkak radıyallahu anh der ki: “İhlâs, halkın mülâ­haza ve gözetmesinden korunmaktır. İhlâslı olan kişi ibadette Hak’tan gayri hiçbir kimseye gösterişi olmayandır. İbadetini sırf Al­lah için yapandır.”

Yine Zümer sûresinde:
قُلِ اللّٰهَ اَعْبُدُ مُخْلِصًالَهُ د۪ين۪ى
“De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah’a ibadet ederim.”5

 

Fudayl bin İyad radıyallahu anh dedi ki: “İnsanlar için amelin terki riyâ, insanlar için amel yapmak şirktir. İhlâs ise şanı yüce Al­lah’ın kulunu her ikisinden de muaf tutması korumasıdır.”

İhlâsın aslı niyettir. Hakîkatı o niyeti temizlemektir, kemâli ise sıdktır.

Niyeti temizlemekten kasdımız şeytanın vesvese, teşviş ve iğvâsından, nefsin varta ve desiselerinden kalbi taat ve ibadetle, zikir ve fikirle tasfiye ederek korumaktır.

Allahu Teâlâ ve Tekaddes hazretleri iblise:

اِنَّ عِبَادى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفى بِرَبِّكَ وَكيلًا

“Muhakkak ki, benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir hükmün yoktur. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter.” buyurur. 6

 

İblis de ihlâslı kulları azdıramayacağını şöyle itiraf eder:

لَاُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى الْاَرْضِ وَلَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَع۪ينَ @ اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَص۪ينَ

 “...yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hep­sini mutlaka azdıracağım! Ancak onlardan ihlâslı kulların müs­tesna.”7

 

 

 

CİHAD

 

Cenab-ı Hak buyuruyor:

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ى سَب۪يلِ اللّٰهِ اُولٰئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

“Mü’minler ancak Allah’a ve Rasûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla sava­şanlardır. İşte sadıklar ancak onlardır.” 8

 

“Tarik-i Hakta en üstün vasıflara mazhar olanlar sâdıklardır.” Mertebe-i sıdk, mertebe-i şehâdetten üstündür. Muteber olan sıdktır. Her fevz-i necâtın; saadet-i dâreynin miftahıdır.

Sıdk iki kısımdır: Sıdk-ı kâlî ve sıdk-ı hâlîdir. Sıdk-ı kâlînin mer­tebesi umum nassın şeriat ve sünnete riâyeti ile olur.

Sıdk-ı hâlînin mertebesi ise: Ehlitarîk olan mukarrabîn zümresi­nin sıdkıdır. Âzamî derecede verâ ve takva sahiplerinin halleridir. Ebedî saadete mazhar olurlar.

Allah Subhânehu ve Teâlâ buyuruyor:

وَمَنْ يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَاُولئِكَ مَعَ الَّذينَ اَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّنَ وَالصِّدّيقينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحينَ وَحَسُنَ اُولئِكَ رَفيقًا

“Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendile­rine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!”

Cihad iki kısımdır:

1- Cihad-ı Sûrî
2- Cihad-ı Mânevî.
Cihad-ı Mânevî, Cihad-ı Sûrî’den azam ve ekberdir.

Meşhur bir hadis-i şerifinde Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi vesellem efendimiz Tebük Gazvesinden dönerken ashabına: “Şimdi küçük cihaddan büyük cihada (nefsi ıslah etmeye) dönüyoruz” buyurmuşlardır.

Cihad-ı Mânevî derecât ve terakkî bakımından da efdaldir. Zira Cihad-ı Sûrînin neticesi şehâdettir. Cihad-ı Mânevînin neticesi ise, sıddıkiyettir. Sıddıkların makamı şühedânın makamından yüksektir.

Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Gerçekten herşeye cilâ verecek bir âlet vardır. Kalbin cilâsı ise, zikrullahtır. Azabtan kurtulmak için zikrullah gibi bir amel olamaz. Velev ki kılıcın kırılıncaya kadar fî sebîlillah muhârabe edesin.”9

 

Nitekim diğer hadis-i şerifte:

“Hakikatte mücâhid nefs-i emmaresi ile mücahede eden kimse­dir.” buyrulmuştur.10

 

Nefislerin tezkiyesi ile alâkalı âyetler ve hadislerde açıkça görü­lüyor ki nefsin terbiyesi zarûrîdir ve çok mühim bir vazifedir.

Evliyâullah hazerâtı buyuruyor ki: “Nefis inat ve hıyânet kay­nağı, şer ve cinâyet mâdeni olduğu gibi, aynı zamanda fitnelerin menşei, alel-ıtlak zülmun ve günahın zuhûrunun sebebidir.”

Ruh sultânı, akıl veziri ve kalb müftüsünün aralarında ittifak-ı ârâ hâsıl olsa, nefs-i emmâreden muhalefet ve şikak kalkar gider.

Cihad-ı Mânevî iki kısımdır:
1- Cihad-ı Mâlî
2- Cihad-ı Bedenî
Bunlara ibâdât-ı mâlî ve ibâdat-ı bedenî de denir.
Mücahede-i mâlî, mücahede-i bedenîden daha faziletlidir.

Mücâhede-i mâlî mücahede-i bedenîye takdim olunmuştur. Zira nefislerin alel-ekser arzu ve emeli mal ile olduğu için, mala muhab­beti daha fazladır. Nefsin sıfat-ı zemîmesinden birisi de mal birik­tirme sevgisidir.

Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

اِنَّ اللّهَ اشْتَرى مِنَ الْمُؤْمِنينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ

“Allah mü’minlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verile­cek) cennet karşılığında satın almıştır.”11

 

Buâyet-i kerîmede açık delille sabittir ki mü’minlerin dünyevî ve uhrevî saâdetleri mallarını ve canlarını Allah yolunda infak etmele­rine bağlıdır.


 


 

 1 Hadis, Müslim
 2 Fussilat Sûresi, Âyet 33

 3 Hadis, Müslim

 4 Zümer Sûresi, Âyet 11
 5 Zümer Sûresi, Âyet 14
 6 İsrâ Sûresi, Âyet 65
 7 Hicr Sûresi, Âyet 39-40

 8 Hucûrat Sûresi, Âyet 15

 

 9 Hadis, Suyûti, Câmiu’s Sagîr

10 Hadis, Tirmîzî

11 Tevbe Sûresi, Âyet 111

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !